DOLAR 49,41590,04%
EURO 55,58170,78%
ALTIN 6.602,951,26
BITCOIN 4012279-2.38267%
Grünwelt
Burhaniye Villa
ETA Türkiyeyolyardimi
Gurbetçinin Bitmeyen İkilemi: Kesin Dönüş mü, Yoksa İki Vatan Arasında Bir Ömür mü?
  • Silayolu.com
  • Avrupa
  • Gurbetçinin Bitmeyen İkilemi: Kesin Dönüş mü, Yoksa İki Vatan Arasında Bir Ömür mü?
825 okunma

Gurbetçinin Bitmeyen İkilemi: Kesin Dönüş mü, Yoksa İki Vatan Arasında Bir Ömür mü?

15 Ekim 2026 08:53
Gurbetçinin Bitmeyen İkilemi: Kesin Dönüş mü, Yoksa İki Vatan Arasında Bir Ömür mü?
0

BEĞENDİM

Sezai Koç | SILAYOLU.COM – Köşe Yazısı

Sevgili Dostlar, 1 haftalığına senenin yorgunluğunu atmak için Türkiye’ye Memleketim Eskişehir’e gittim. Önümüzdeki yıllarda kesin dönüş yapmak için ön hazırlıkları tamamlama düşüncelerim vardı.

Avrupa’da bir ömür çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmeyi hayal edenler…

Geri dönüp aradığını bulamayanlar…

whatsapp haber hattı 400x50

Türkiye’de yeni bir hayat kurup mutlu olanlar… Ve yıllar geçtikçe Avrupa’dan kopamayacağını fark edenler…

Gurbetçinin kalıcı dönüş hikayesi sadece bir göç hikayesi değil — aidiyet, aile bağları, yıllarca ertelenen beklentiler ve hayallerin hikayesidir.İşte bu hikayenin içinde bir parcası olanlardan biride benim.Allah izin ederse, bende bir gün mutlaka geri döneceğim ama nasıl döneceğimizi ancak Allah bilir.

Bir gün mutlaka döneceğiz…

Değerli Sılayolu.com okuyucuları, yaklaşık 30 yıllık Sıla Yolu üzerindeki çalışmalarımda gurbetçilerimizin birçok sevinç, sıkıntı, özlem ve hayallerine tanık oldum. Ama yıllar içinde değişmeyen bir cümle var: Sırlar yoktur. Sadece hatalar vardır.

“Bir gün mutlaka Türkiye’ye kalıcı dönüş yapacağız.”

Bu cümleyi Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşayan vatandaşlarımızdan defalarca duydum. Bazıları emekli olacakları günü bekliyor.

Türkiye’de yaptıkları evin anahtarı ceplerinde.

Bazıları çocuklarının büyümesini bekliyor, bazıları biraz daha para biriktirmeyi…

Yıllar geçiyor, çocuklar büyüyor, torunlar doğuyor. Bir zamanlar geçici bir durak olan Avrupa, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Ve o meşhur kalıcı dönüş hayali bazen gerçekleşiyor, bazen erteleniyor ve bazen sessizce bir kenara bırakılıyor.

Bavullar hazırlanıyor, ama mesele bavul değil

Dışarıdan bakıldığında kalıcı dönüş çok kolay görünebilir. Evinizi toplarsınız, eşyalarınızı gönderirsiniz, arabaya binip Türkiye’ye gidersiniz. Ama geride bıraktığınız hayat ne olacak?

Yıllarca çalıştığınız işyerini, alıştığınız sağlık sistemini, çocuklarınızın okulunu, arkadaşlarınızı ve komşularınızı — hepsini — bir bavula sığdırabilir misiniz? Yanınıza alabilir misiniz? İşte kalıcı dönüşün gerçek zorluğu burada başlar.

Çünkü bir kişi sadece yaşadığı ülkeyi değiştirmiyor. Alışkanlıklarını, günlük yaşamını ve geleceğe dair güven duygusunu yeniden inşa etmek zorunda.

Türkiye’ye dönüp sonra Almanya’ya geri dönenler.

Kalıcı dönüş kararı alıp birkaç yıl sonra tekrar Avrupa’ya dönen aileler artık bize yabancı değil.

Örneğin, Almanya’da doğup büyüyen Fatih Çakıcı’nın deneyimi burada düşündürücü.

Çakıcı, çocukları için ailesiyle birlikte Türkiye’ye yerleşti ama iki yıl sonra Almanya’ya geri döndü. Bunun, çocukların eğitimi, sosyal çevre ve günlük yaşamla ilgili beklentilerin karşılanmaması nedeniyle olduğunu söylüyor.

Burada odaklanmamız gereken önemli bir gerçek var.

Biz ebeveynler, çocukluğumuzun anılarıyla Türkiye’yi seviyoruz. Mahallemizi, köyümüzü, akrabalarımızı, bayramları ve eski arkadaşlarımızı özlüyoruz. Ama Avrupa’da doğup büyüyen çocuklarımız için Türkiye aynı şeyi ifade etmeyebilir. Bizim için vatan olan yer, onlar için bazen sadece yaz tatillerinde ziyaret ettikleri bir ülke olabilir.

Ebeveynlerin vatan özlemi ve çocukların gelecek beklentileri her zaman aynı noktada kesişmez. Bunu yapmazsak iyi niyetli bir karar aile içinde ciddi uyum sorunlarına dönüşebilir.

Dönüp “İyi ki döndüm” diyenler de var.

Kalıcı dönüşün sadece zor yanlarından bahsetmek haksızlık olur. 2014 yılında Fransa’dan Türkiye’ye gelen Mesut Bilici’nin hikayesi farklı.

Bilici, ailesiyle birlikte Türkiye’de kurduğu hayattan memnun olduğunu ve çocuklarının kültürel ve dini değerlerini daha rahat yaşayabildiklerini söylüyor. Hatta “Böyle bir karar verdiğim için mutluyum” diyor. Yani kalıcı dönüş herkes için aynı sonucu doğurmuyor.

Bir aile Türkiye’de huzur bulurken, başka bir aile aynı ülkeye uyum sağlamakta zorlanabilir.

Gerçek sorunun hangi ülkenin daha iyi olduğu olduğunu düşünmüyorum.

Gerçek soru, hangi hayatın hangi aile için daha uygun olduğudur.

Avrupa’da geçirilen yıllar bir kişiyi değiştirir

Başka bir gerçek daha var. Genç yaşta Avrupa’ya gelen bazı insanlarımız artık emeklilik yaşına ulaştı. Yıllarca “Emekli olunca döneceğim” diyenler, o gün geldiğinde tamamen farklı bir soru soruyorlar: “Gerçekten geri dönmek istiyor muyum?”

Almanya’da yaşamaya devam eden 72 yaşındaki Nureddin Taş’ın tercihi de bunu gösteriyor.

Taş, yıllar içinde Almanya’da yaşam düzenini ve sosyal çevresini oluşturduğu için Türkiye’ye yerleşmek istemediğini söylüyor. Bu şaşırtıcı olmamalı. Bir yerde kırk ya da elli yıl yaşadığınızda, sadece ekonomik olarak değil duygusal olarak da ona bağlanırsınız. Sabah ekmek aldığınız fırın, yıllardır gördüğünüz doktor, konuştuğunuz komşu, çocuklarınızın ve torunlarınızın yaşadığı şehir…

Bunların hepsi zamanla bir kişinin hayatının parçası haline gelir. Bazen bir kişinin doğduğu yer vatanıdır ve bazen yaşadığı yer ikinci vatanı olur. Amma biz ne oralıyız , nede buralı.! Şunuda soruyorum hep kendime sahi biz bunun neresindeyiz.

Türkiye’yi özlüyoruz, ama hangi Türkiye’yi?

En çok düşündüğüm sorulardan biri bu. Biz gurbetçiler Türkiye’yi özlüyoruz. Ama bazen özlediğimiz Türkiye, yıllar önce bıraktığımız Türkiye. Çocukluğumuzun sokağını, eski komşuluk ilişkilerini, bayram sabahlarını, köyümüzdeki kalabalık sofraları hatırlıyoruz.

Oysa Türkiye de değişti. Şehirler büyüdü; yaşam koşulları değişti, ekonomik koşullar ve sosyal ilişkiler dönüştü. Yıllardır uzaktan sevdiğimiz bir ülkede kalıcı olarak yaşamak, her yıl birkaç haftalık tatil için oraya gitmekle aynı şey değil. Tatilde yaşamadığımız birçok sorun, oraya yerleştiğimizde günlük hayatımızın bir parçası haline gelebilir. Bu yüzden kalıcı dönüş kararı alırken sadece geçmişin güzel anılarına değil, bugünün gerçeklerine de bakmalıyız.

Servet biriktirmek başka, yeni bir hayat kurmak başka.

Kalıcı dönüşle ilgili ekonomik hesaplamalar da çok önemlidir. Yıllarca Avrupa’da çalışıp Türkiye’de bir ev almak için birikim yapan vatandaşlarımız için bu kesinlikle büyük bir avantajdır. Ancak sadece bir eve sahip olmak huzurlu bir yaşam için yeterli değildir.

Düzenli bir geliriniz olacak mı?

Ne zaman sağlık hizmetlerinden yararlanacaksınız?

Emekli maaşınız Türkiye’de yaşamaya yetecek mi?

Çocuklarınız hangi okula gidecek?

Türkiye’ye yerleşmek, Avrupa’daki oturma haklarınızı veya sağlık sigortanızı etkileyecek mi?

Bunlar, dönüş kararı vermeden önce yanıtlanması gereken sorulardır. Özellikle emeklilik, sosyal güvenlik, sağlık sigortası ve oturma hakları söz konusu olduğunda kulaktan dolma bilgilere göre hareket edilmemelidir.

Her ailenin yasal ve ekonomik durumu da farklı olabilir. Peki kalıcı dönüş hayalinden vaz mı geçmeliyiz?

Hayır. Kimseye “Türkiye’ye dönmeyin” demiyorum.

Kimseye “Dönmelisiniz” de diyemem.

Çünkü yıllar içinde gördüğüm ve öğrendiğim bir şey var: Önemli olan tek şey bu. Gurbetçinin hayatı başkası tarafından belirlenmez.

Bazıları vatanındaki evinin bahçesinde huzur bulur. Bazıları Almanya’da çocuklarına ve torunlarına yakın kalmak ister.

Bazıları yılın bir kısmını Türkiye’de, diğer kısmını Avrupa’da geçirmeyi alışkanlık haline getirir. Bunların hiçbiri diğerinden daha az değerli değildir.

Önemli olan, bir kişinin hayatını ailesinin gerçek ihtiyaçlarına göre şekillendirmesi, başkalarının beklentilerine göre değil. Kalıcı dönüş yapmadan önce bir kez daha düşünün.

Vatandaşlarımıza tavsiyem, mümkünse önce Türkiye’de uzun süreli yaşayın. Sadece yaz tatilinde değil, kışın da orada yaşamayı deneyin. Alışveriş yapın; sağlık hizmetlerinden yararlanın; seyahat edin; günlük harcamalar; sosyal hayat yerinde.

Çocukların düşüncelerini dinleyin.

Ailede herkesin gerçekten aynı kararı isteyip istemediğini konuşun.

Ve en önemlisi, Avrupa’daki haklarınızı ve garantilerinizi kaybedip kaybetmeyeceğinizi önceden araştırın. Çünkü kalıcı dönüş kararı duygularla başlar ama sağlam bir planla yapılmalıdır.

Son söz: Gurbetçinin iki vatanı, bir kalbi vardır.

Değerli okuyucularım, yıllardır Sıla Yolu’ndaki milyonlarca kilometrelik yolculukların arkasında aynı duyguyu görüyorum: vatan özlemi. Her yaz Türkiye’ye gittiğimizde içimizde farklı bir heyecan hissediyoruz ve Avrupa’ya döndüğümüzde farklı bir hüzün.

Giderken seviniyoruz, dönerken üzülüyoruz.

Ayrıldığımızda özlüyoruz..

Ama yıllar geçtikçe şunu da anlıyoruz:

Artık sadece bir ülkeye ait değiliz.

Türkiye’de anılarımız ve Avrupa’da yaşadığımız yıllar var.

Bir tarafta doğduğumuz veya ailemizin geldiği topraklar var.

Diğer tarafta çalıştığımız, çocuklarımızı yetiştirdiğimiz hayat var.

Belki de bu yüzden gurbetçinin kalıcı dönüş sorusu asla kolay bir soru olmayacak.

Çünkü soru sadece nerede yaşayacağımız değil. Mesele nerede kendimizi evimizde hissedeceğimiz.

Ve belki de en doğru cevap şu:

Kalıcı dönüş, herkesin Türkiye’ye geri dönmesi değil; kendisi ve ailesi için doğru hayatı bulmasıdır.

Buradan siz değerli okuyucularımıza ve takipçilerimize şunu sormak istiyorum:

Türkiye’ye kalıcı dönüş yapmayı düşünüyor musunuz?

Yoksa yıllar geçtikçe Avrupa’da kalmak sizin için daha doğru mu geliyor?

Türkiye’ye dönüp tekrar Avrupa’ya yerleşenler veya kalıcı dönüş yapıp mutlu olanlar…

Hikayelerinizi yorumlarda paylaşın.

Çünkü hikayeniz bugün başka bir ailenin aynı kararı vermesine yardımcı olabilir.

Sezai Koç

SILAYOLU.COM

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.