65 yıllık göç Almanya’nın damak tadını ve mutfak kültürünü nasıl dönüştürdü? – temsili AI illüstrasyonu
Anasayfa / Sağlık / 65 yıllık göç Almanya’nın damak tadını ve mutfak kültürünü nasıl dönüştürdü?

65 yıllık göç Almanya’nın damak tadını ve mutfak kültürünü nasıl dönüştürdü?

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın iş gücü ihtiyacını karşılamak üzere 30 Ekim 1961’de Türkiye ile imzalanan anlaşmanın ardından bu ülkeye göç eden “misafir işçiler”, yanlarında kendi mutfak kültürlerini de götürdü. DW Türkçe haberinde yer alan bilgilere göre, başlangıçta birkaç yıllığına dönme düşüncesiyle gelen göçmenlerin önemli bir kısmı Almanya’da kaldı ve bugün farklı kaynaklara göre bu ülkede 2,6 ile 3,2 milyon arasında Türkiye kökenli insan yaşıyor.

Yıllar içinde Almanya’nın en ücra köşelerinde bile dönerci bulmak mümkün hale gelirken; büyük kentlerde kebapçıların yanı sıra çiğ köfteciler, Türk manav ve marketleri, baklavacılar ve börekçilerin sayısı da arttı. Kısır ve mercimek köftesi marketlerin salata barlarında yerini alırken, simit ve börek fırın reyonlarında satılıyor. Marketler sosyal medyada menemen, mantı ve pilav tarifleri paylaşıyor.

2006’dan beri “KochDichTürkisch” platformuyla Almanca konuşan kitleye Türk mutfağını tanıtan Orkide Tançgil, göçle birlikte Almanya’ya inanılmaz bir lezzet çeşitliliğinin taşındığını belirtiyor. Tançgil, geçmişte kısır, ayran veya Türk kahvesi için tek bir tarif dahi bulunmazken, bugün kısırın Alman süpermarketlerinde “to go” ürünü olarak satıldığını ve “bowl” konseptinin karşılığı haline geldiğini ifade ediyor. Biber ezmesi, haydari, patlıcan ezmesi, fava ve humus gibi mezeler ile beyaz peynir, sucuk, pide, mercimek çorbası ve çiğ köfte gibi ürünler geniş kitlelere ulaşıyor. Baklava ise misafirliğe giderken götürülen bir hediyeye dönüştü.

Öte yandan patlıcan, sivri biber, incir ve karpuz gibi ürünler günlük hayatın parçası olurken, bunların nasıl pişirileceği konusunda hâlâ bilgi eksikliği yaşandığına dikkat çekiliyor. Bulgur, vegan ve vejetaryenler arasında ilgi görürken; biber salçası, isot ve sumak gibi baharatlar da giderek daha fazla talep görüyor. Tançgil, zeytinyağlıların vegan beslenme ve sürdürülebilirlik açısından büyük potansiyel taşıdığını, ayrıca bal-kaymak, tahin-pekmez ve Erzincan tulumu, Kars kaşarı ile Kirli Hanım peyniri gibi yöresel lezzetlerin henüz yeterince keşfedilmediğini vurguluyor. Kreş ve okul kantinlerinde de Anadolu mutfağından lezzetlere daha sık rastlanıyor.

Tüm bu zenginliğe rağmen Türk mutfağının Almanya’da İtalyan veya İspanyol mutfağı kadar prestijli görülmemesinin ardında, uzun yıllar döner ve kebap ağırlıklı uygun fiyatlı büfeler üzerinden kurulan imaj yatıyor. 1980’lerdeki artan işsizlik ve dönüşü teşvik politikaları göçmenleri kendi işlerini kurmaya yöneltmiş; gastronomiye giren ilk kuşak fabrika veya maden işçisi olduğundan ve Türkiye’nin AB üyesi olmaması nedeniyle İtalya ve İspanya’daki gibi profesyonel aşçılar kolayca gelemediğinden sektör ucuz segmentte kalmıştı. Ancak Tançgil, Ali Güngörmüş, Elif Oskan, Edip Sigl ve Serkan Güzelçoban gibi tanınmış şeflerle birlikte bu tablonun artık değiştiğini belirtiyor.

Haber:Silayolu.com – Haber Merkezi

Kaynak: DW Türkçe

Foto: Yapay Zeka

E-Bülten

Son gelişmelerden anında haberdar olmak için kaydolun!

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Grünwelt sol_160x600
ETA Türkiyeyolyardimi